Sunday, September 11, 2005

 

BUGÜN 11 EYLÜL, AMERİKAYA YENİ TERÖRİSTLER LAZIM

Unuttuğumuz Bazı Şeyler
Terör sorununu, ABD çok önemsediği ve bizzat tüm dünyada terör estirdiği için halen dünyanın bir numaralı gündemi. Doğu bloku tamamen çöktükten sonra, sosyalist blokun lideri Rusya’nın, G8’de eski düşmanlarıyla aynı masaya oturmasıyla bozulan küresel dengeyi sağlamak gerekiyordu. Bu nedenle ABD dış siyaseti muhatapsızlık yüzünden çapulcuları karşısına almak zorunda kaldı. Hatta kuvvetle muhtemel ki, dünyayı kurtarılabilecek durumda tutmak için düşmanlarını kendi elleriyle yarattı.
Gerçekte varolduğu bile belli olmayan bir adamı ve onun örgütünü bahane ederek şimdiden iki ülkeyi fiilen işgal etmiş durumda. Öncelikle Afganistan’ın işgaline neden olan Üsame Bin Ladin sayesinde ABD çeşitli açılardan (en azından Çin’e doğrudan müdahale edebileceği bir mesafede) konuşlanmayı meşrulaştırdı. Aynı gerekçeyle Orta Asyadaki diğer ülkelerde kurulan üsler ise dostça bir işgal olmanın ötesinde anlam taşımıyor.
Afganistan dünya medyasının gözlerinden hayli uzaklarda bugünlerde. Oradan ses, soluk çıkmıyor. Dolayısıyla varsa bile dünya kamuoyu herhangi bir feryat figan duymuyor oralardan. Hiçbirşey duymadığımız için bölgede herşeyin güllük gülistanlık olduğunu varsayıyoruz. Ebu Garib cezaevine benzer cezaevleri varmı yokmu bilmiyoruz sözgelimi. Guatanamo hapisanesinde yaşanan açlık grevi hangi uygulamalara itiraz olarak gerçekleşiyor bunu da bilmiyoruz.
Tekrar hatırlayacak olursak, Irak işgalinin üç önemli nedeni vardı. İlki Saddam’ın El-Kaide örgütüyle ilişkisiydi. İkincisi Irak’ın sahip olduğu kimyasal silahlardı. Üçüncüsü de Saddam’ın zalim yönetiminden Irak Halkını kurtarıp demokrasi hediye etmekti. Neredeyse işgalin ilk günlerinde Irak yönetiminin El-Kaideyle ilişkisinin ve bulunduğu iddia edilen kimyasal silahların tamamen yalan olduğu ortaya çıktı. Ne kadar direnseler de Bush ve Blair bu yalanı itiraf etmek zorunda kaldılar.
Sıra en son yalan da. Irak’a demokrasi gelince ABD’nin askerlerini çekeceği yalanı. Bush, Irak işgaline sırtını yaslayarak ikinci dönem başkanlığına seçilmeyi başardı. Dünyanın en önemli seçimini kanlı yalanlarıyla yeniden kazandı. G8 zirvesi sırasında Londra’da meydana gelen patlamalarsa ABD ve müttefiklerine soluk aldırmakla kalmadı. Yığınların desteğini ve güvenini tazelediler böylelikle. Yaşanan terör olaylarının bir şekilde ABD’nin ekmeğine yağ sürdüğünü bir kez daha görmüş olduk.

Orda bir ABD var Uzakta
Amerika çok uzak bir coğrafya. Belki bu yüzden dünyanın geri kalanında yaşayan insanlar için ya bir hayal, ya da bir kabus. Ama ABD vatandaşları kesinlikle rüyada yaşıyorlar. Amerikan Rüyasında. Bu rüyada yaşanan savaşlar onların canını yakmıyor. Evini yıkmıyor. Onurunu çiğnemiyor. Namusunu kirletmiyor. Malına mülküne dokunmuyor. İşkence görmüyorlar. Ölmüyorlar. Evlat acısı yaşayan bir kaç ana babanın feryatlarını da duymuyorlar. Çünkü eninde sonunda ateş düştüğü yeri yakıyor. Tıpkı Irakt’ta olduğu gibi...
Dünyanın geri kalanından bu kadar uzakta yaşadıkları için savaşın ne anlama geldiğine dair Amerikan kamuyonunun hiçbir fikri yok. Herhangi bir fikre sahip olmadıklarından empati kuramıyorlar. Yazık ki belki sırf bu yüzden yönetenlerin çektiği yuların güdümünden çıkamıyorlar. Haritadaki yerlerini bilmedikleri ülkelere çocuklarını asker olarak gönderiyorlar. O askerleri beslemek ve silahla donatmak için vergi ödüyorlar. Tüm bunları savaşa değil, teröre karşı korunmak için yapıyorlar. Daha insancıl bir kısım Amerikan vatandaşı, oralara da bizim medeniyetimiz, demokrasimiz, insani haklarımız yerleşecek, oradaki insanlar daha iyi yaşayacak diyerek, buna inanarak ABD yönetiminin zulmüne ortak oluyor.
Bir de Amerikan ırkçılığı var ki daha büyük bir beyinsizlik örneği, daha aptalca bir zalimlik düşünmek zor. Onlar işgal edilen ülkelerin insanlarına, kadınlarına, çocuklarına yapılanları reva görüyorlar. Haklı olduklarını iddia ediyorlar. Hitler yaşasaydı hayretten parmaklarını ısırırdı bu tutuma karşı.
Afganistan’ın işgali ABD’nin ekonomi politikalarından kaynaklanmıştı. Fakat Irak işgali daha çok ortadoğunun dinsel öneminden kaynaklanıyor. Mesele asla petrol olamaz. Bu çok dar bir bakışı gerektirir. Çünkü Kuveyt ve Suudi Arabistan sadık birer müttefik olarak herşeyini vermeye hazır beklerken petrol makul ve mantıklı bir gerekçe gibi görünmüyor. Belki İsrail’in su ihtiyacı ve diğer siyasal menfaatleri işin içindedir. Bu da Amerikan dış siyasetini belirleyen yeni muhafazakarların dini inanışlarıyla örtüşüyor. Bir taşla iki kuş vurmak diye buna denir.

Doğa Terörüne Bush Nasıl Karşılık Verecek
Çevre sorunları karşısında takındığı haşin ve cüretli tavır Amerika’nın en belirgin özelliklerinden biriydi son zamanlarda. Dünya’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren kararlara karşı tutumunu inatla sürdürüyordu Amerikan yönetimi.
Amerika başta olmak üzere teknoloji üreten dünya devlerinin doğaya yönelik terörüne, dur diyen çevrecilerden başka doğa adına konuşan yoktu. Onlar da sözlerini dinletebilecek güce sahip olmadıklarından dikkate alınmadıkları ortada.
Geleceği belli olan, daha gelmeden önce şiddeti tahmin edilen ve buna göre adı konulan Katrina Kasırgası ve yolaçtığı felaket, tüm dünya kamouoyunda değişik tepkilerle karşılandı. Neredeyse Afrika ülkeleriyle aynı yoksulluğu yaşayan Afganistan bile yüzbin dolar yardımda bulunabileceğini açıkladı. Irakt’ta yaşanan felaket karşısında kılını bile kıpırdatmayan Kuyveyt kesenin ağzını sonuna kadar açtı. Zevahiri başta olmak üzere Amerikan’nın özellikle müslüman halklara yaptığı eziyeti eleştiren insanlar bunu tanrının bir uyarısı ya da intikamı olarak değerlendirdiler.
Katrina Kasırgası bu açıdan bakıldığında; doğanın, Amerika (ve çevre konusunda amerikayla aynı safta yer alan ülkeler) tarafından maruz kaldığı teröre bir misillemesi olarak da değerlendirilebilir. Çünkü uzmanlar doğa olaylarındaki şiddetin çevre kirliliğine doğru orantılı olarak şiddetlendiği konusunda hemfikir durumdalar.
İnsanların kendi elleriyle yarattığı felaketlerde, yani savaşlarda olduğu gibi yine ateş düştüğü yeri yaktı. Olan Katrina’nın biçip geçtiği onbinlerce Amerikan vatandaşına oldu. Bush tüm dünyayı kurtarma adına giriştiği çabaların yüceliğinden ve kazandığını iddia ettiği başarılardan dem vurarak Amerikan iç siyasetini bugüne kadar getirmişti. Fakat Katrina karşısında düştüğü çaresizlik tam anlamıyla bir yıkıma dönüşmüş durumda. Felaketin yaşandığı bölgelerdeki insanların çoğunlukla Zenci olması olaya tamamen farklı bir boyut katıyor. Ama eninde sonunda sıradan Amerikan vatandaşları bu güne kadar maruz kaldıkları göz boyama operasyonlarından bir nebze olsun haberdar olup, gerçekleri sorgulamak için fırsat yakaladılar. Çuvallayan Bush yönetimi ise herhalde yeni ve kasırgayı unutturacak bir terör olayına 11 Eylülden daha çok ihtiyaç hissediyor olmalı bugünlerde.
mim.

Comments: Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]





<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?

Subscribe to Posts [Atom]