Wednesday, September 07, 2005

 

GENEL BİR BAKIŞ

Geçtiğimiz aylarda G-8 ülkelerinin başkanları son toplantılarında geri kalmış (geri bırakılmış) ülkelere parasal yardım yapacaklarını dair söz verdiler. ABD kendi payına yardımda artış olmayacağını yineleyerek ve bunun yanında Kyoto sözleşmesini de imzalamayarak (dünyaya restini yine çekmiş oldu) küresel çevre felaketine evet demiş oldu. Büyük şirketlerin ve dev fabrikaların çevreye zarar veren artıklaırın maliyeti düşünüldüğünde gelirlerinin çok altında olmasına rağmen (ne hikmetse yanaşmıyorlar) bunu bile yapmak istememektedirler. Sözde geri kalmış ülkelerin borçlarını silerek,bir anlamda toplumların bakış açılarını biraz olsun değiştirerek, asıl görünmesi gereken kapitalist politikalarının yıkıcılığını gizlemek istemektedirler. Afrika ülkelerinin kamu boçlarının silinmesi genel olarak kabul görebilir ama bana göre özel şirketlerin alacaklarından vazgeçmelerini düşünmek pek mantıklı gelmiyor. Bütün bunların yanında gerçek olan, bu ülkelerin politik olarak bütün kapılarını özel şirketlere açmış olmaları(yada açtırılmış). Sanayiden tarıma, iletişimden sağlığa, vb. birçok alanda dışa bağımlı olmaları ve liberal politika izlemiş olmaları. Geçen yıllarda Hindistanın bir bölgesinde tarımra liberal politikaların uygulanmaya başlanması, tarımla uğraşan çiftçilerin toplu intiharıyla sonuçlanmıştı. Bu beş bin çiftçinin ölümü borçlarını ödeyememeleri yüzünden gerçekleşmiştir. Kapitalizm nerde bir açık alan varsa bir vürüs gibi oraya yerleşip insan yaşamlarırını ve doğayı yok etmektedir. Bugün gelişmekte olan Türkiye de özelleştirme rüzgarına hızla girmiş bulunmaktadır. Değerleninin çok altında satışa sunularak yabancılara verilmektedir. Uzun yıllar boyunca iktidara gelen hükümetler bu kamu kurumlarını babasının çiftliği gibi kullanarak yandaşlarına sunmuşlardır ve bugün bu hale gelmiştir. Bunun nedeni ise Türkiyenin devlet politikalarının sonucu oluşmuş olmasıdır. Örgütsüz ve sendikasız bir toplum. Sendikaların olmadıgı bütün alanlarda nasıl haberi olacaktır ki toplumun. Sivil toplum örgütlerinin de cılız sesleri de yetmemektedir.....

Arjantin 120 milyar dolar borçla iflas bayragını çekmişti. Bütün kurumlar işlemez hale gelmiş ve toplum bir kaosun içine sürüklenmişti. Uyguladığı mali politikalırın IMF ve Dünya Bankasının politikaları sonucu olduğunu herkes görmüş oldu. Bu arada fabrikalarda üretim durmuş ve işçiler bir çözüm yolu bulmaya çalışıyorlardı. İşçiler kendi aralarında konseyler oluşturarak devletle bir anlaşmaya gittiler. 2 yıllığına yapılan bu anlaşmalar sonucunda işçiler fabrikaları kendi yönetimleri doğrultusunda çalıştırmaya başladılar ve bu insanlar emeğe yabancılaşmadan özgür olarak üretimde bulundular. Bu iflas eden fabrikalar işçiler sayesinde kara bile geçerek belirli bölgelerde örnek oluşturdular. ama 2 yıl dolduktan sonra bu arada fabrika sahipleri de ülkelerine geri döndüler ve işyerlerini almak istediler. İşçiler bu duruma karşı çıkmalarına rağmen devlet anlaşmanın süresinin dolduğunu ve patronların işyerlenini geri almak istediğini söyledi. İşçiler grev yapmasına ragmen grev kırıldı. Fabrikaları terketmek zorunda kaldılar. Bütün bunlar göstermektedir ki bu hayvanca üretim anarşinde bile işçilerin kendi özgür iradesince üretimde bulunmaları ve kendilerini var etmeleridir. Belki ilk defa kendi yönetimlerince üretim ilişkisinde bulunmaları onlara inanılmaz bir mutluluk vermiştir bu zamanda.

Son yıllarda bilim ve teknolojideki ilerlemeler sonucunda insanlar artık bu devasa üretim anarşisinde kendilerini kaybetimiş durumda. Bu şekilde metalara yabancılaşan insan bilimin ve gelişen yeni teknikler sayesinde yabancılaşmaları daha da artmıştır. Bu üretim anarşisini Marx’ın şu sözü çok güzel bir biçimde açıklamaktadır. “Modern burjuva toplumu böylesi devasa üretim mübadaele araçlarını bir araya getirebilmiş bu toplum, tılsımlarla çağırdığı yer altı güçlerini artık kontrol edilemeyen bir büyücüye benziyor.” İnsanlar bilimsel ve ternolojik gelişmelerin bir zamanlar insanın refah düzeyini ve kendisine daha çok zaman ayıracagını söylüyorlardı. İş saatlerinin kısalması, daha bir insanca yaşam, daha çok insani haklar vb. Kendi adıma bilimin ve teknolojinin karşısında degilim fakat bütün bu devasa gelişmelerin kim tarafından ve ne amaçla kullanıldığına bakmak gerekiyor. Kapitalizm şu an tek erk olduğu için bütün araçları elinde tutmaktadır ve bunun sonucunda ne insanı ne de doğayı düşünmektedir. Büyük kapitalist devletler ve özel şirketler devasa zenginligi içinde kendi çıkarları dogrultusunda (özünde hayvanca kazanç ve erk oldugu için) pratik bulmaktadır. İlaç sektörü, silah sektörü, genetik, bilişim, petrol vb. Sektörler bilmem kaç yüzmilyar dolarla servetlerine servet katmaktadırlar. Tam istihdam yerine artık hizmet sektörü gelişti yani işe yaramayan bir bir bilgisayar yazılımcısı garson olabilir. Gelişmiş ülkeler sanayilerini ucuz işgücünün olduğu yerlere kaydırmaktadır. İnsanlar artık işbulmakta zorlanmaktadırlar ve beyaz yakalılar da proleter sınıfının saflarına inmiştir. Çünkü onların en azından haklarını arayacak sendikaları yoktur ve kendi alanında en iyisi olmak zorundadır olamazsa işini kaybedecektir. Son gelişmeler hep fen bilimleri ve bilgisayar olduğu için bütün gençler o yöne dogru kaydırılmaktaıdır. Soysal bilimlerin pek bir önemi kalmamıştır ve insan unutulmaktadır. Bu günümüz için zorunlu olmuştur artık....

Proleter açısından bu teknolojik gelişmeler ona bol zaman ve biraz olsun yaşamsal giderlerinin dışına çıkması anlamında eskiye oranla çok rahatlama sağlamış olabilir. Ama teknolojik ilerleme ne kadar çok olursa işbölümüde o kadar çok olur ve işçide bunun sonucunda 3 kişinin yaptığı işi yapmış olur. Daha çok zaman çalıştırılır. Marx “işbölümü, ancak maddi ve zihinsel bir işbölümü meydana geldigi andan itibaren gerçekten işbölümü halini alır” demişti. Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler sonucunda artık işbölümününde işbölümü olduğunu göstermektedir. Kimya, fizik, ekonomi, reklam sektörü vb. bunları çoğaltabiliriz, inanılmaz bir ard dallar oluşmaktadır ki insanların yabancılaşması daha çok olmaktadır. Tüm insan olmak, rönesansta olduğu gibi bir kişi hem zanaatkar hem ressam hem çiftçi hemde marongoz. Bu tam insan kişiligi ancak sosyalizm verebilir. Bu açıkça ortada çünkü kapitalist düşüncenin pratikteki sonuçları insanları insanlığından çıkarmış durumdadır. Aristo “dünya birbirinden kopuk bireylerin toplamı degildir, tüm bireyler bir şekilde birbiriyle baglantılıdır” sözü kapitalist sistemin insanlara bireyleşme ve özgürlük vaatlerine iyi bir karşılıktır çünkü onun özgürlüğü ikili bir anlam taşır; özgürleşirken bütün insani değerlerini ve kişiliğini bir yana at ve öyle varol.

Amerikanın ve İngilterenin dış politikaları yüzünden dünya savaş alanına dönmüş durumda. Benim ilk aklıma gelen düşünce ise İngilterenin bombalanmasından sonra yeni hayata geçirilmek üzere olan terörle mücadele yasası. Uzun mücadeler sonucunda elde edilen demokratik haklar bir anda insanların elinden alınmış olmasıdır. Bu uygulamaları yeniden Türkiyede ve başka ülkelerde de görmek kaçınılmaz olabilir. Savaş yıkımlar getirdigi gibi toplumların insani haklarını elinden almaktadır.

Guccük

Comments: Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]





<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?

Subscribe to Posts [Atom]