Tuesday, January 03, 2006

 

DOLMUŞ HAYATTIR

Her sabah dolmuşla işime gitmeyi çok seviyorum. Bu mazoşizm eğilimi şaşırtıcı gelebilir size; ama inanın, dolmuşlar çok önemlidir. Hele de biraz dikkatli biriyseniz, sabah mahmurluğunuzu yerle bir eden bir sürü ayrıntı gördüğünüzde, dolmuşlar gerçekten öğreticidir. “Dolmuş” ismi onlara, insanlar binip de dolduktan sonra kalktıkları için verilmiştir. Dolmadan kalkmazlar; “dolmuş” olmazlar ki o zaman! Dolmamış bir dolmuşta gitmenin de zaten hiçbir keyfi olmaz. Keyif veren, insanların çokluğu ve çeşitliliğidir. Her sabah aynı saatlerde aynı yerden dolmuşa binen ve işine giden insanlar nasıl olup da hep farklı insanlardır, bir türlü anlayamamışımdır. Her gün farklı bir grup insanla yolculuk edersiniz ve olaysız geçen gününüz yok gibidir. Sabahları yaklaşık yarım saatlik bir yol gidiyorum. Onlarca durakta duruyoruz; onlarca işyeri, mağaza, birkaç okul, birkaç hastane ve bir sürü insan... Neşeli ve mutlu sevgililer de görüyorum, hasta ve halsiz teyze ve amcalar da... Küçük çocuklarını nasıl zaptedeceğini bilemeyip mahçup olan anneler de var, okul sonrası futbol oynamaya giden yeniyetme gençler de... Özürlü çocuklarıyla binen çaresiz yüzlerle de karşılaşıyorum, “işsiz” yüzlerle de... Bir grup insan, bir grup hayat, yarım saatliğine aynı mekanı ve kaderi paylaşıyor; ama yalnızca yarım saatliğine... Tüm garip görüntülere gösterilen bir tür “insanlık halidir, olur” anlayışı da bu kader ortaklığındandır belki... Dolmuşa binmekten başka çareleri olmayışlarında, toplu taşımaya “mahkum” oluşlarında, benzer yaşam standartlarına sahip olmalarında, alt ve orta gelir grubuna mensup oluşlarında, işsizliklerinde ortaklaşan fakat dünya görüşlerinde, görüntülerinde, yüz ifadelerinde, davranışlarında farklılaşan tüm bu insanları izlemek, hem şaşırtıcı, hem gülünç, hem de can acıtıcı olabiliyor. Mesela, kent belediyesi yolların onarımı için yaklaşık beş ay tüm güzergahları değiştirip trafiği çekilmez hale getirdiğinde, tıkanmış trafikte santim santim yol almaya çalışan bir dolmuşun içindeki kalabalık, hayatlarında hiç olmadığı kadar çok “politika yapmaya” başladığında şaşırıp kalabilirsiniz. Bir anda mühendis kesilip yol yapımıyla ilgili yorum yapanlar da eklenince seyreyleyin alemi. O an Türkiye’nin değil belki ama dolmuşun önemli politikacılarıdır onlar ve dolmuş sakinleri müdahale etmediği sürece doğal bir seçilmişlikleri de vardır. Bir de “kaptan” hak verirse söylediklerine, iddialı cümlelerinin sayısı artar. Göz ucuyla şöyle bir yokladıkları o küçük aracın içinde kısa bir süreliğine de olsa liderdirler. Anlatımlarındaki o “eminlik”, konuşmalarındaki o “eda” ve mekana “hakimiyetleri” gerçekten şaşırtır insanı. Bir de gülünç görüntüler vardır; bu görüntüler genellikle çocuklarla yaşanır. Önünüzde oturan üç-dört yaşlarındaki bir çocuk size dönüp “sen de mi Kazım amcamlara gidiyosun?” diye sorduğunda asla hayır diyemez, onun tatlı konuşmasını duyup tebessümünüzü devam ettirebilmek için Kazım amcayla tanışıklığınıza dair birkaç anı hayal etmeye çalışırsınız. Dolmuşlarda yaşanan şaşırtıcı ve gülünç anlar çok çeşitlidir, ancak can acıtıcı anlar kadar sıklıkla yaşanmaz. Can acıtıcı olanları genellikle işsiz çoğunlukla ilgilidir. Deneyimli bir yolcu iseniz işsizleri hemen tanırsınız. Genç olanlarının bile yüz çizgileri derinleşmiştir; omuzları çökmüştür; hep üşür gibidirler. Mutsuz bile değildir ifadeleri; sadece ifadesizdirler. İşsizliğin bir kokusu vardır; rengi vardır. Elinde evrak çantası, sırt çantası, defterleri ile işine veya okuluna giden güruh bu kokuyu bilmez, bu rengi tanımaz. Onun hissedileceği yer işte dolmuşun ta kendisidir. İşsiz, orada paylaşır tüm gerçekliğini diğer insanlarla. Dolmuşta oluşunun amacı iş aramaktır; o, işe değil, iş aramaya gidiyordur. Günlerdir yaptığı gibi yine küçük bir ihtimal için binmiştir dolmuşa. İşte en acıtıcı deneyimi dolmuşun, bu rengini, kokusunu duyumsamaya çalıştığınız “insanlık dışı durumu” ta içinizde bir yerlerde hissetmektir. Aksi durum bir içsel çöküştür; sonsuz bir duyarsızlıktır. Söyledim ya, dolmuşlar öğreticidir, sizi gerçek bir “kentli” yapar, yaşadığınız kentin insanı yapar. Dolmuş sokağın aynasıdır. Günlük yaşam içinde hiçbir deneyim, dolmuşun penceresinden dışarıyı izlerken gözlerinizin, eski model bir aracın, nefesleriyle buğulanan camından bakan belediye işçilerinin yorgun gözleriyle buluşması kadar öğretici olamaz. Dolmuş hayattır.

Jıneps

Comments: Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]





<< Home

This page is powered by Blogger. Isn't yours?

Subscribe to Posts [Atom]