Tuesday, February 07, 2006
BÜYÜK KONTROL
Yeni düşmanlar yaratmak kapitalizm için yeni bir şey değil. Onun en önemli gelir kaynaklarından biri savaş politikalarıdır. 1991’e kadar büyük düşman komünizm etrafında bölgesel ölçekte devam eden politikalar, dünyanın çeşitli yerlerinde yeni dostlar, yeni düşmanlar yaratmış; konjonktüre göre düşmanlar dost, dostlar düşman olmuştur. Sovyetlerin arenadan çekilmesi sonrası emperyal merkezde bir zafer havası yaşansa da aslında büyük bir kriz başlamıştır. Amerika’nın en büyük karteli silah sanayindeki tüketim krizidir bu. Ama kriz çok uzun sürmemiştir; 11 Eylül miladı ile yeni bir dönem başlamıştır. 11 Eylül’e binlerce Amerikalı üzülürken elit bir kesim ve kongre üyelerinin bir kısmı (şahinler, Amerika’da petrol ve silah sanayinin kongre temsilcileri) el çırpmışlardır. Çünkü, Amerika’daki silah sanayinin en büyük müşterisi gene kendi hükümetidir. Doğal olarak dünyada silahlanmaya en büyük bütçe ayıran hükümet de odur. Ve işte yeni düşman hazırdır: terörizm!!
Terörizm tanımlayana göre, tanımlayanın iktidarla ilişkisine göre değişiyor; örneğin, Iraklı direnişçi Amerika için terörist iken, direnişçi için Amerika terörist bir devlettir. Terörizm kelimesi 20. yüzyılın başında Rusya’da ve Almanya’da can kaybının olmadığı bombalı propaganda olaylarını tanımlamak için kullanılmıştır. Terör kelimesinden bahsettiğimiz zaman hemen yanında güvenlik kelimesi belirir. Bugün güvenlik kavramını, “toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu” (TDK İnternet sözlüğü) yerine “toplum yaşamında kapital düzenin aksamadan yürütülmesi için kişilerin korku halinde yaşayabilmesi durumu” olarak tanımlayabiliriz. Korku, güvenlik adına insanların, hayatlarına her türlü müdahaleyi kabul etmelerini sağlıyor. Bugün güvenlik adına sokaklar gözleniyor; her birimiz genel bir fişleme programının parçasıyız. Ne yazık ki bu merkezler milli güvenliği, kamu güvenliğini ağızlarına pelesenk ederken sosyal güvenlikten her geçen gün biraz daha cılız bahsediyorlar.
Geçmiş bir geleceğe doğru mu gidiyoruz ve sormak gerekiyor bugün “1984” mü?
Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül sonrası temel bir askeri strateji değişikliğine gidildi. Komünizme karşı olan savunma durumundan genel bir güvenlik durumuna geçildi. Bu şu demekti: Herhangi bir terörist eylem beklenmeden eylem öncesi hareketin kaynağı yok edilmeliydi. Onlara göre, ‘Her birey potansiyel bir sistem düşmanı ve terör kaynağıdır’. Bunun için yoğun bir istihbarat ve devasa, donanımlı bir polis gücü gerekiyordu. Bu, yeni ulusal savunma stratejilerini de belirledi. Ordular dış saldırılara yönelik kurulmuş teşkilatlardır; yeni sistemde ordu bir iç güvenlik öznesidir ve düşman her yerde ve herkestir. Amerika’nın şahinlerinden Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in terörizm ile ilgili açıklaması manidardır: “Bu yeni yüzyılda zor bir görevle karşı karşıyayız; bilinmeyen, belirli olmayan, görünmeyen ve beklenmeyene karşı ulusumuzu korumak”.
Görünmeyene ve beklenmeyene rağmen düşmanı ete kemiğe büründürmek gerekiyordu. Kore’nin, İran’ın, Suriye’nin ve tabii ki Irak’ın bulunduğu bir ‘kötülük ekseni’ çizildi. Bu bile yeterli değildi; daha yakında yeni bir düşman bulunmalıydı. İslam eşittir terörizm ya da sebep sonuç ilişkisi içinde terörist eşittir Müslüman.
M. Hardt ve A. Negri “Çokluk” adlı kitaplarının bir bölümünde imparatorluktan bahsederken imparatorluğun idaresi için devamlı bir savaş halinde olması gerektiğini söylüyorlar. Savaş modern imparatorluğun olmazsa olmaz şartlarından biri. Devamlı savaş hali, kontrolü ve yapılanların hepsini haklı kılmaya çalışırken ‘içimizdeki düşman’ı yaratmaya devam ediyor. “Medeniyetler çatışması” adı altında içimize anlamsız bir korku salınıyor. Bugün düşman Müslümanlar, yarın siyahlar ya da işçiler. Onlar için, alternatif düşünen her birey düşman. Bugün dünya mekanik kontrol dünyası değil, artık hepimiz devasa bio-kontrol altındayız.
Geçenlerde internette dolaşırken “İttifakı Yeniden Canlandırmak” başlıklı bir yazı denk geldi. Yazı temelde NATO’nun ayakta kalabilmesi için nasıl bir politika izlemesi gerektiği ile ilgili. Yazar, NATO’nun önünde iki yol olduğunu söylüyor: birincisi, artık kendini ağır ağır ve demokratik yoldan lağvetmesi; diğeri, yeni bir yapılanmaya girerek büyük bir kontrol mekanizması haline gelmesi, büyük bir kontrolün yaratılması, özellikle de bunun askeri olması ve nükleer gücü elinde tutarak bazı tehdit-terör-merkezlerini vurabilecek güçte olması. Ne ironiktir ki yazar, Amerika ve Fransa ilişkileri komisyonu başkanı ve yazı tam da İran ve Amerika arasındaki krize Avrupa ülkelerinin taraf olarak katıldığı günlerde yazılıyor. Nükleer güç onlardaysa tehlikeli değil, İran’da ise tehlikeli!
Danimarka’da Muhammed ile ilgili karikatür krizinde aslında karikatürler Eylül ayında yayınlanmasına rağmen olaylar bugünlerde patlak verdi. Ne tesadüf ki, en şiddetli tepkiler Suriye’de: Kötülük ekseninin ikinci ülkesi. Havada provokasyon kokusu var: Eğer onlar insanların değerlerine saldırırsa basın özgürlüğü, karşı taraf yaparsa barbarlık ve demokrasi düşmanlığı ya da ulu ‘medeniyetler çatışması’ için fırsat…
Bütün bunlara bir de son dönemde Fransa’da yaşanan yoksul hareketinin sunuluş şeklini de eklersek yapbozun parçaları bir araya geliyor. Yeni düşman İslam mı? Avrupa yoksun kaldığı savaş politikalarını canlandırmak için yeni bir strateji mi belirliyor? Hep o garip soruyu sorup büyük paranoyayı yaşamak zorunda kalıyoruz..
Küresel bir oyunun küçük figüranları mıyız??!!
Artık liberal safdilliği bırakmak gerekiyor. Kapitalist dünyada gerçek bir barış mümkün değildir
Dikkat, büyük kontrol peşimizde!!!
Genar
Subscribe to Posts [Atom]