Thursday, June 15, 2006
Evet hala sosyalistim, ne olmuş yani!
Serdar Turgut
Türkiye'de ve dünyada insanların sosyalist olduklarını açıklamaları belirli bir tebessüm ile karşılanıyor ve ardından da 'hala' mı sorusu geliyor.
Sanki bu hayatta belirli bir zaman aralığının sosyalizme ayrılıp sonra da bundan vazgeçilmesi mecburiyeti varmış gibi.
Hele olacağı beklenmeyen bir insan sosyalist olduğunu açıklayınca karşıdakinin müstehziliği daha da artabiliyor. Örneğin; eskiden komünist olan ben, şimdi bir medya şirketinde yöneticiyim ya, iyi para kazandığım düşünülüyor ya, arada abuk sabuk konular hakkında yazılar yazıyorum ya, bütün bunlar sosyalist olmak fikriyle uyuşmuyor bu insanlara göre.
Bence sosyalist olmak, düşünmekle, entelektüel olmakla eşanlamlıdır. Sosyalizm bir düşünce sistematiğidir ve hayata böyle bakıp yorumlamayı bir öğrendikten sonra başka düşünce sistematiklerinin sizi tatmin etmesi da mümkün değil. Avrupa Birliği'ne üye olmak için çırpınanların, Avrupa'yı Avrupa yapan kıtaya asıl anlamını verenlerin sosyalistler olduğunu görememeleri de acıklıdır.
LİTERATÜRÜ TAKİP EDERİM
Okuduğum onca kitabı nedeniyle hocam olarak da nitelendirebileceğim Eric Hobsbawn (Okay Gönensin'in aktardığına göre) bir Fransız televizyon kanalında kendisi ile yapılan konuşmada, karşısındaki insanlar biraz da alaycı bir vurguyla hala sosyalizme inanıp inanmadığını sorduklarında şu cevabı vermiş:
'Bugüne kadar insan beyninin geliştirdiği toplum projeleri içinde sadece sosyalizm bütün insanlığın iyiliğine bir düzen tasarlamaya çalışmıştır. Bunun dışındaki düşünce sistemlerinde hep daha aşağı bir kesim ya da feda edilecek bir kesim vardır. Dolayısıyla şu anda onun dışında inanılması gereken bir düşünce sistemi yoktur.'
Sosyalizmin demode olduğu fikrinin bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde ünlü tarihçi ve bilim adamının bu şekilde konuşması ne kadar güzel ve zihin okşayıcı değil mi?
Pratikten koptum ama en azından düşünceden kopmamak için ben literatürü hala daha takip etmeye çalışırım.
Hala daha okumaya çalıştığım kaynakların başında Birikim dergisi gelir. Diyebilirim ki; Birikim dergisi vaktiyle sosyalistlere düşünmeyi, yaratıcı olmayı öğreten dergi olmuştur.
BUNU BASİTLEŞTİRMEYELİM
Ancak son zamanlarda ben hayli alışık olduğum halde dergideki yazıları okumakta zorlanır oldum. Çoğu yazıyı da anlamıyorum. Bilimsel hayatını Marksizm'i anlamaya adamış bir insan olarak bunun bana neden olduğunu, dergiyi neden anlamamaya başladığımı anlamaya çalışıyorum. Derginin son haziran sayısını okurken sanırım bu soruya cevap bulmaya başladım. Birikim yazarlarının uzun cümle kurmak ve bir cümle içinde her şeyi anlatmaya çalışmak gibi bir gayretleri var. Çok anlama gelebilecek bir cümle yazmakla yetinmiyorlar, o anlamların hepsini tek bir cümle içinde yazmaya da çalışıyorlar. Örneğin; şöyle cümleler yer alıyor dergide:
'1990'lı yıllarda görünür hale gelen bu gidişat, yani insanların hatta kuruluşların, doğuştan özlerinde sahip oldukları, sonradan edinilemez -edinilse dahi eklenti olabilen- özelliklerini başatlaştırdıkları bir kimliğe, kimlik hareketi ve tavır/düşünüş biçimine çekilmeleri süreci, Türkiye toplumunun geleceğini belirleyecek çevresel faktörlerin yeterince netleşmediği 2000'lere varan dönemde dalgalı bir seyir izledi.'
Bu cümle çok anlamlı çok katmanlı ve yazarın fikir dünyası hayli birikimli ama her şeyi tek bir cümlede verme gayreti işi bozmuş ne yazık ki...
Hayat karmaşık olabilir, Marksist yazın zor olabilir, teori zor olabilir ama iş bütün bu zorlukları aşıp teorik doğruları anlaşılır dilde insanlara vermektir. Ben önceki gün bir gündem yazısı yazdım 'Krizden kaçış yok' başlıklı. 15 Haziran Perşembe günkü bu yazımı sol fikirdekilerin bir incelemesi gerekiyor aslında o yazı da Kapital'in birinci ve üçüncü ciltlerindeki teorinin günümüz koşullarını açıklamakta kullanılması gayretidir. Meseleleri bu basitlik düzeyine indirmezsek sosyalist teori sadece dar bir çevrede tartışılan soyut bir mesele olmakla kalır.
(Akşam Gazetesi'den alıntı)
16.06.2006
Türkiye'de ve dünyada insanların sosyalist olduklarını açıklamaları belirli bir tebessüm ile karşılanıyor ve ardından da 'hala' mı sorusu geliyor.
Sanki bu hayatta belirli bir zaman aralığının sosyalizme ayrılıp sonra da bundan vazgeçilmesi mecburiyeti varmış gibi.
Hele olacağı beklenmeyen bir insan sosyalist olduğunu açıklayınca karşıdakinin müstehziliği daha da artabiliyor. Örneğin; eskiden komünist olan ben, şimdi bir medya şirketinde yöneticiyim ya, iyi para kazandığım düşünülüyor ya, arada abuk sabuk konular hakkında yazılar yazıyorum ya, bütün bunlar sosyalist olmak fikriyle uyuşmuyor bu insanlara göre.
Bence sosyalist olmak, düşünmekle, entelektüel olmakla eşanlamlıdır. Sosyalizm bir düşünce sistematiğidir ve hayata böyle bakıp yorumlamayı bir öğrendikten sonra başka düşünce sistematiklerinin sizi tatmin etmesi da mümkün değil. Avrupa Birliği'ne üye olmak için çırpınanların, Avrupa'yı Avrupa yapan kıtaya asıl anlamını verenlerin sosyalistler olduğunu görememeleri de acıklıdır.
LİTERATÜRÜ TAKİP EDERİM
Okuduğum onca kitabı nedeniyle hocam olarak da nitelendirebileceğim Eric Hobsbawn (Okay Gönensin'in aktardığına göre) bir Fransız televizyon kanalında kendisi ile yapılan konuşmada, karşısındaki insanlar biraz da alaycı bir vurguyla hala sosyalizme inanıp inanmadığını sorduklarında şu cevabı vermiş:
'Bugüne kadar insan beyninin geliştirdiği toplum projeleri içinde sadece sosyalizm bütün insanlığın iyiliğine bir düzen tasarlamaya çalışmıştır. Bunun dışındaki düşünce sistemlerinde hep daha aşağı bir kesim ya da feda edilecek bir kesim vardır. Dolayısıyla şu anda onun dışında inanılması gereken bir düşünce sistemi yoktur.'
Sosyalizmin demode olduğu fikrinin bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde ünlü tarihçi ve bilim adamının bu şekilde konuşması ne kadar güzel ve zihin okşayıcı değil mi?
Pratikten koptum ama en azından düşünceden kopmamak için ben literatürü hala daha takip etmeye çalışırım.
Hala daha okumaya çalıştığım kaynakların başında Birikim dergisi gelir. Diyebilirim ki; Birikim dergisi vaktiyle sosyalistlere düşünmeyi, yaratıcı olmayı öğreten dergi olmuştur.
BUNU BASİTLEŞTİRMEYELİM
Ancak son zamanlarda ben hayli alışık olduğum halde dergideki yazıları okumakta zorlanır oldum. Çoğu yazıyı da anlamıyorum. Bilimsel hayatını Marksizm'i anlamaya adamış bir insan olarak bunun bana neden olduğunu, dergiyi neden anlamamaya başladığımı anlamaya çalışıyorum. Derginin son haziran sayısını okurken sanırım bu soruya cevap bulmaya başladım. Birikim yazarlarının uzun cümle kurmak ve bir cümle içinde her şeyi anlatmaya çalışmak gibi bir gayretleri var. Çok anlama gelebilecek bir cümle yazmakla yetinmiyorlar, o anlamların hepsini tek bir cümle içinde yazmaya da çalışıyorlar. Örneğin; şöyle cümleler yer alıyor dergide:
'1990'lı yıllarda görünür hale gelen bu gidişat, yani insanların hatta kuruluşların, doğuştan özlerinde sahip oldukları, sonradan edinilemez -edinilse dahi eklenti olabilen- özelliklerini başatlaştırdıkları bir kimliğe, kimlik hareketi ve tavır/düşünüş biçimine çekilmeleri süreci, Türkiye toplumunun geleceğini belirleyecek çevresel faktörlerin yeterince netleşmediği 2000'lere varan dönemde dalgalı bir seyir izledi.'
Bu cümle çok anlamlı çok katmanlı ve yazarın fikir dünyası hayli birikimli ama her şeyi tek bir cümlede verme gayreti işi bozmuş ne yazık ki...
Hayat karmaşık olabilir, Marksist yazın zor olabilir, teori zor olabilir ama iş bütün bu zorlukları aşıp teorik doğruları anlaşılır dilde insanlara vermektir. Ben önceki gün bir gündem yazısı yazdım 'Krizden kaçış yok' başlıklı. 15 Haziran Perşembe günkü bu yazımı sol fikirdekilerin bir incelemesi gerekiyor aslında o yazı da Kapital'in birinci ve üçüncü ciltlerindeki teorinin günümüz koşullarını açıklamakta kullanılması gayretidir. Meseleleri bu basitlik düzeyine indirmezsek sosyalist teori sadece dar bir çevrede tartışılan soyut bir mesele olmakla kalır.
(Akşam Gazetesi'den alıntı)
16.06.2006
Subscribe to Posts [Atom]