Thursday, February 09, 2006

 

Sorun Irkcilik: Avrupa'daki Islam karsitliginin nedeni

Sorun "konusma ozgurlugu" degil. Sorun "uygarliklarin catismasida" degil. Sorun Avrupa'daki irkciligin kendisidir. Bundan suphesi olan herkesin Muhammedin karikaturlerini yayinlayan sagci basinin gecmisine bakmasimi yeterli olacaktir.

Basin butun bu olaylari "konusma ve ifade ozgurlugu" diye bizlere yutturmaya calisiyor, gercekten de oylemi. Su gazeteye bir kere daha goz atalim: Jyllands-Posten.

Belkide aranizda bazilari Muhammed'in terorist olarak cizimlendigi karikaturleri, basin ve ifade ozgurlugu adi altinda yayinlayan ayni gazeteden mi bahsediyoruz diye sorabilir. Cevap cok kisa ve oz: EVET.

Ayni zamanda bu karikakaturler basin ve ifade ozgurluguyle ilgili degil. Nede Islam hakkinda bir tartisma yaratiyor. Bunlar kisaca her Musluman'i bir terorist olarak ima etmekten ileriye gitmiyor.

Cifte standartin ta kendisi. Cogunluk icin bir kural, azinlik icin bir baska kural. Cogunluk beyaz "Avrupa'li", tabi onlar medeni ve ileriler ya, obur tarafsa Arab, Asyali ve Afrikali gocmenler. Bunun bir tek adi var oda IRKCILIK, uygarliklarin catismasi yada bagnaz Musluman'lar bizi anlamiyor degil.

Ayni sey obur sag goruslu Avrupa gazetelri icinde gecerli, onlarda kendilerine birer gunah kecisi ariyorlardi ve kendi cifte standartlari altinda buldular Avrupadaki Muslumanlar. Tabi bunun daha genis bir acilimi var oda , Avrupa'da 9/11 ve 7/7 den sonra daha da yayginlasan IRKCI egilim.

Ornegin Fransiz Gazetesi France-Soir, basin ve yayin ozgurlugunu savundugunu ve bunun icin bu karikaturleri bastigini dusunce ve ifade ozgurlugune tam anlamiyla destek verdigini soylemektedir. Ama is Fransa'da devletin Musluman kizlarin okullarda turban giymesini yasaklamasina gelince, liberalliklerinden eser kalmiyor ve devletin bu baskisini sonuna kadar destekliyor, bu ne perhiz bu ne lahana tursusu demesi geliyor adamin icinden. Bunun neresi "hosgoru" neresi "liberal" ben anlayamadim.

Ayni zamanda bazi liberal kesimlerde Musluimanlara karsi irkci olunamayacagini cunki Musluman'ligin bir irk degil din oldugunu savunuyorlar. Alin size bir baska cifte standart daha. Bunu birde "Yahudi" dinini izleyenlere karsi soyleyinde gorelim.

Bir gazetenin 1930 larin Fasist-Nazi Almanya'sindan bize miras kalan anti-yahudi propaganda posterlerini yeniden yayinlandigini dusunun. Bizim su "liberal" gazetelerimiz yeri yerinden oynatir ve bu irkciliktir der, ve tabiki hakli olarak, cunki bu bir irkciliktir. Akli basinda hic kimse buna karsi cikipta bir argument ileri surebilir. Ama is Islam'a ve Musluman'lara gelince farkli. Niye mi ? Cunki bu sozde "libareller" irkcilarin ta kendileri.

Ingiltere'ye bakalim. Evet burada hic bir gazete bu karikaturleri yayinlamadi, ama butun gazetelerin editorleride, irkci anti-Islam yazilariyla Muslumanlari seytani olarak gostermekten geri kalmadilar. Muslumanlari Avrupa demokrasisini ve basin ozgurlugunu anlamamakla suclayip "liberal demokrasinin" onder savunuculari konumuna gectiler.

Ama bu milyoner editorlere sunu soylemek gerektigide bir gercek. Eger gercekten basin ozgurlugune inaniyorsaniz ve sansure karsi durmak istiyorsaniz, sanirim bunu ogrenebilmek icin daha bir degil ama bir kac firin ekmek yemeniz gerekiyor. Ornegin iki gazete (Sosyalist Isci ve Sabah Yildizi)haricinde hic bir gazete, Britanya gizli servisinin Yunanistandaki ajanlarinin Pakistan'li gocmenlere karsi yaptiklari muameleleri ortaya cikaran MI6 ajaninin adini aciklamayi kendilerine gorev edinmedi. Bu ne bicim medyaki, guclu devletin organlarina karsi cikmiyorda, toplumun en gucsuz kesimine karsi cephe aliyor.

Ve burada hata yapmayalim, Musluman gocmenler Avrupada en kotu kosullarda yasayan kesimdir. Britanya'da konut, is, ucret ve egitim acisindan devletten en az yararlan kesim Musluman kesimdir. Ayni sey Fransa, Almanya ve Damimarka icinde gecerli olup, hikaye Avrupa'nin diger ulkelerinde de aynidir.

Ayrica 9/11 den bu yanada sistematik olarak irkci saldirilara ugramaktadirlar. Anti-Muslim irkcilik, ya da islamafobia, George Bush'un arkasina saklandigi sozde "terorle savasin"in ideolojik perdesidir. Bush ve Blair'in Irakta'ki savasinda hayatini kaybeden"kara derili insanlarin kac tane oldugu bile sayilmamaktadir. Neden? Avrupa'da ve Amerika'da terorun aldigi canlar Orta Doguda ki terorun aldigi canlardan daha mi degerlidir. Eger gercekci olursak evet. Bunun bir baska adida IRKCILIKTIR.

Eger 'iyi Musluman ' olacaksan , Bush ve Blair'in dediklerine katilacaksin, eger katilmazsan sen seytanin ta kendisisindir ve terorist olarak adlandirilacaksindir. Acaba bu iki savas duskunu lideri nasil tanimlamak lazim. Onu sizlere birakiyorum.

Avrupanin dedigi suna benziyor. Diyelimki birisi sizi yere yikincaya kadar patakliyor, tekmeliyor ve sen birsey soylemiyorsun. Ama sonunda canina tak diyor ve bir tokat yapistiriyorsun seni ezmeye calisana. Seni yere yikan, tekme tokat doven adamda herkese donuphaykiriyor: "ben size demedim mi bu adam saldirgandir diye".

Evet Avrupa'nin sagci sozde liberal basini dusunce ve ifade ozgurlugunu kendilerince uyguluyorlar, ayni seyi uygulamak isteyenlerede, siz dusunce ve ifade ozgurlugunden ne anlarsiniz diye ders veriyorlar.

Bununda bir adi var oda: IRKCILIK

Sores 8/02/06


Tuesday, February 07, 2006

 

BÜYÜK KONTROL

Yeni düşmanlar yaratmak kapitalizm için yeni bir şey değil. Onun en önemli gelir kaynaklarından biri savaş politikalarıdır. 1991’e kadar büyük düşman komünizm etrafında bölgesel ölçekte devam eden politikalar, dünyanın çeşitli yerlerinde yeni dostlar, yeni düşmanlar yaratmış; konjonktüre göre düşmanlar dost, dostlar düşman olmuştur. Sovyetlerin arenadan çekilmesi sonrası emperyal merkezde bir zafer havası yaşansa da aslında büyük bir kriz başlamıştır. Amerika’nın en büyük karteli silah sanayindeki tüketim krizidir bu. Ama kriz çok uzun sürmemiştir; 11 Eylül miladı ile yeni bir dönem başlamıştır. 11 Eylül’e binlerce Amerikalı üzülürken elit bir kesim ve kongre üyelerinin bir kısmı (şahinler, Amerika’da petrol ve silah sanayinin kongre temsilcileri) el çırpmışlardır. Çünkü, Amerika’daki silah sanayinin en büyük müşterisi gene kendi hükümetidir. Doğal olarak dünyada silahlanmaya en büyük bütçe ayıran hükümet de odur. Ve işte yeni düşman hazırdır: terörizm!!

Terörizm tanımlayana göre, tanımlayanın iktidarla ilişkisine göre değişiyor; örneğin, Iraklı direnişçi Amerika için terörist iken, direnişçi için Amerika terörist bir devlettir. Terörizm kelimesi 20. yüzyılın başında Rusya’da ve Almanya’da can kaybının olmadığı bombalı propaganda olaylarını tanımlamak için kullanılmıştır. Terör kelimesinden bahsettiğimiz zaman hemen yanında güvenlik kelimesi belirir. Bugün güvenlik kavramını, “toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi durumu” (TDK İnternet sözlüğü) yerine “toplum yaşamında kapital düzenin aksamadan yürütülmesi için kişilerin korku halinde yaşayabilmesi durumu” olarak tanımlayabiliriz. Korku, güvenlik adına insanların, hayatlarına her türlü müdahaleyi kabul etmelerini sağlıyor. Bugün güvenlik adına sokaklar gözleniyor; her birimiz genel bir fişleme programının parçasıyız. Ne yazık ki bu merkezler milli güvenliği, kamu güvenliğini ağızlarına pelesenk ederken sosyal güvenlikten her geçen gün biraz daha cılız bahsediyorlar.
Geçmiş bir geleceğe doğru mu gidiyoruz ve sormak gerekiyor bugün “1984” mü?

Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül sonrası temel bir askeri strateji değişikliğine gidildi. Komünizme karşı olan savunma durumundan genel bir güvenlik durumuna geçildi. Bu şu demekti: Herhangi bir terörist eylem beklenmeden eylem öncesi hareketin kaynağı yok edilmeliydi. Onlara göre, ‘Her birey potansiyel bir sistem düşmanı ve terör kaynağıdır’. Bunun için yoğun bir istihbarat ve devasa, donanımlı bir polis gücü gerekiyordu. Bu, yeni ulusal savunma stratejilerini de belirledi. Ordular dış saldırılara yönelik kurulmuş teşkilatlardır; yeni sistemde ordu bir iç güvenlik öznesidir ve düşman her yerde ve herkestir. Amerika’nın şahinlerinden Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in terörizm ile ilgili açıklaması manidardır: “Bu yeni yüzyılda zor bir görevle karşı karşıyayız; bilinmeyen, belirli olmayan, görünmeyen ve beklenmeyene karşı ulusumuzu korumak”.

Görünmeyene ve beklenmeyene rağmen düşmanı ete kemiğe büründürmek gerekiyordu. Kore’nin, İran’ın, Suriye’nin ve tabii ki Irak’ın bulunduğu bir ‘kötülük ekseni’ çizildi. Bu bile yeterli değildi; daha yakında yeni bir düşman bulunmalıydı. İslam eşittir terörizm ya da sebep sonuç ilişkisi içinde terörist eşittir Müslüman.

M. Hardt ve A. Negri “Çokluk” adlı kitaplarının bir bölümünde imparatorluktan bahsederken imparatorluğun idaresi için devamlı bir savaş halinde olması gerektiğini söylüyorlar. Savaş modern imparatorluğun olmazsa olmaz şartlarından biri. Devamlı savaş hali, kontrolü ve yapılanların hepsini haklı kılmaya çalışırken ‘içimizdeki düşman’ı yaratmaya devam ediyor. “Medeniyetler çatışması” adı altında içimize anlamsız bir korku salınıyor. Bugün düşman Müslümanlar, yarın siyahlar ya da işçiler. Onlar için, alternatif düşünen her birey düşman. Bugün dünya mekanik kontrol dünyası değil, artık hepimiz devasa bio-kontrol altındayız.

Geçenlerde internette dolaşırken “İttifakı Yeniden Canlandırmak” başlıklı bir yazı denk geldi. Yazı temelde NATO’nun ayakta kalabilmesi için nasıl bir politika izlemesi gerektiği ile ilgili. Yazar, NATO’nun önünde iki yol olduğunu söylüyor: birincisi, artık kendini ağır ağır ve demokratik yoldan lağvetmesi; diğeri, yeni bir yapılanmaya girerek büyük bir kontrol mekanizması haline gelmesi, büyük bir kontrolün yaratılması, özellikle de bunun askeri olması ve nükleer gücü elinde tutarak bazı tehdit-terör-merkezlerini vurabilecek güçte olması. Ne ironiktir ki yazar, Amerika ve Fransa ilişkileri komisyonu başkanı ve yazı tam da İran ve Amerika arasındaki krize Avrupa ülkelerinin taraf olarak katıldığı günlerde yazılıyor. Nükleer güç onlardaysa tehlikeli değil, İran’da ise tehlikeli!

Danimarka’da Muhammed ile ilgili karikatür krizinde aslında karikatürler Eylül ayında yayınlanmasına rağmen olaylar bugünlerde patlak verdi. Ne tesadüf ki, en şiddetli tepkiler Suriye’de: Kötülük ekseninin ikinci ülkesi. Havada provokasyon kokusu var: Eğer onlar insanların değerlerine saldırırsa basın özgürlüğü, karşı taraf yaparsa barbarlık ve demokrasi düşmanlığı ya da ulu ‘medeniyetler çatışması’ için fırsat…

Bütün bunlara bir de son dönemde Fransa’da yaşanan yoksul hareketinin sunuluş şeklini de eklersek yapbozun parçaları bir araya geliyor. Yeni düşman İslam mı? Avrupa yoksun kaldığı savaş politikalarını canlandırmak için yeni bir strateji mi belirliyor? Hep o garip soruyu sorup büyük paranoyayı yaşamak zorunda kalıyoruz..
Küresel bir oyunun küçük figüranları mıyız??!!

Artık liberal safdilliği bırakmak gerekiyor. Kapitalist dünyada gerçek bir barış mümkün değildir

Dikkat, büyük kontrol peşimizde!!!

Genar


Sunday, February 05, 2006

 

Homopoliticusmus



This page is powered by Blogger. Isn't yours?

Subscribe to Posts [Atom]